“Mutlak karanlığa mahkûm değiliz, Türkiye’de ilerici bir damar var”

Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Türkiye tarihinin en mühim seçimine doğru iktidarın ve muhalefetin durumunu değerlendirdi. İktidarı eleştiren Okuyan’ın Altılı Masa ile alakalı düşünceleri de dikkat çekti.

Halkın yoksullukla savaşım etmiş olduğu bir evrede parlamenter sistem vurgusuyla politika oyunu kurmanın pek de kazanım getirmeyeceğini düşünen Okuyan, Erdoğan seçimlerde kazansa bile mücadelenin süreceğini belirtti.

Okuyan, “Türkiye piyasa ekonomisine, ilkesiz ve yayılmacı ve bir o denli da NATO’cu bir dış politikaya, gericiliğin yaşamın her alanında söz sahibi olduğu mutlak karanlığa mahkûm değil” diye konuştu.

Türkiye seçim sürecine girdi. Sizce seçimler olması ihtiyaç duyulan tarihte mi yapılacak yoksa bir erken seçim bekliyor musunuz?

Çoğumuz biliyoruz ki, seçimler iktidarın kendisini en avantajlı hissettiği anda yapılacak. Bu saatten sonrasında seçimin “erken” tanımlamasını hak etmesi mümkün değil. Öne çekilebilir. Sadece Erdoğan’ın seçim tarihini “hukuki” durumundan hareketle belirleyeceğini düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı’nın bir dönem daha seçilmesiyle ilgili tartışmalar başka bir dönem ya da ülkede mühim olabilirdi. AKP Türkiyesi o noktayı çoktan aştı. Hukuk artık bir kılıf bile olmaktan çıktı.

Yakın dönemde iktidar partisi ve ortağı MHP’nin çeşitli nedenlere bağlı olarak oy yitirilmesine uğradığını biliyoruz. Sadece son günlerde yeniden yükselişe geçtiğine yönelik bazı araştırmalar ve neticeleri paylaşılıyor. Sahada genç ve dinamik bir ekibi olan Türkiye Komünist Partisi’nin izlenimi ne? Elinizde veriler bulunuyor mu?

Bizim izlenimimiz, toplumun yaygın bir şekilde umutsuz ve mutsuz olduğudur. Umutsuzluk ve mutsuzluk bununla beraber çaresizliği getiriyor. Bugün AKP’ye alternatif bulunduğunu ileri devam eden Millet İttifakı’nın bu çaresizliği ortadan kaldıracak ne somut bir programı ne de heyecanı var. Tarihimizin en ağır yoksulluk dalgalarından birini yaşarken insanların Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’den heyecanlanmaları mümkün değil. Kaldı ki, karşıcılık AKP’ye benzeyerek seçmeni ikna etmeye çalıştıkça AKP yorgunu geniş bir kesimin enerjisi azalıyor. AKP’ye benzeyen karşıcılık AKP’yi güçlendirdiğinin bilincinde bile değil. Biz TKP olarak, yurttaşlarımızın bu umarsızlık duygusundan çıkması için gece gündüz uğraşıyoruz. Türkiye piyasa ekonomisine, ilkesiz ve yayılmacı ve bir o denli da NATO’cu bir dış politikaya, gericiliğin yaşamın her alanında söz sahibi olduğu mutlak karanlığa mahkûm değil.

Bugün yurttaşların birçoğuna bakılırsa AKP ya da Erdoğan, 20 senelik süreçte Türkiye’de büyük sorunların açığa çıkmasına niçin oldu. Sadece 20 senenin sonunda ülke bir enkaza dönmüşken Erdoğan ve partisi hâlâ politika arenasında. Mevcud oy potansiyelini, ‘kemik seçmen’ tabir edilen destekçilerini koruyor. Burada bir durumla yüzleşmeli miyiz? Bu yüzde otuzluk seçmen niçin AKP’de ısrar eden?

Şu sebeple karşısında AKP’yi ve AKP felsefesini karşısına alan etkili bir seçenek yok. AKP “tek adam rejimi”nden ibaret değil. Kaldı ki, Türkiye’de seviye partilerinin tamamı “tek şahıs”ye dayanıyor. Bunu geçtiğimizde, AKP’yi AKP icra eden temel özelliklerin hiçbiriyle hesaplaşılmıyor. NATO, Avrupa Birliği, Suriye, Irak, İmam Hatipler, mecburi din dersleri, tarikat yapılanmaları, özelleştirmeler, internasyonal tekellerin tahakkümü, emekçileri köleleştiren iş yasaları, sendikasızlaştırma, siyasal partiler ve seçim yasasındaki kısıtlayıcı hükümler… Bunlarda sözü olmayan ya da AKP’den değişik bir şey söylemeyen bir muhalefetimiz var. “Seçmenin çoğunluğu muhafazakâr” kolaycılığı Türkiye toplumunu kötürümleştiriyor. Değişiklik için, bu kabullenişi sorgulamak gerek. Evet, kuvvetli bir muhafazakarlık var Türkiye’de. Fakat Türkiye’de kuvvetli bir ilerici damar da var. AKP tutucu kitleyi ev sahibi duyuru etti, diğerlerini düşman! Karşıcılık de, düşman duyuru etmese bile “muhafazakârlaşın” diyor topluma. Bu bir saçmalıktır. Biz parti olarak bu oyunu kesinlikle bozacağız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Süleyman Asil ile ihtilaf yaşamış olduğu sadece Asil’yu görevden almadığı söyleniyor. Bölme’deki terör saldırısının arkasından da iddialar bir kez daha gündeme geldi. Ne düşünüyorsunuz?

AKP devamlı bir koalisyondu. Ara sıra çıkar çatışmaları yaşanıyor. Parasal işler, güç paylaşımı ve elbet ideolojik ayrımlar. Sadece bu tarz şeyleri abartmak, bunlar üstünden hesap yapmak büyük hata. Asil ve Erdoğan arasındaki problemler gerçek evet. Sadece bir taraftan da bu farklılıklar Erdoğan’ın işine geliyor. Erdoğan’ın yanında istediği vakit konuşturduğu, ileri çıkardığı “renkli” kadrolar var. Bunlar kimi zaman yükselen kıymet kimi zaman günah keçisi olmaya namzettirler. Asil bir sürü mevzuda şimşekleri üstüne çekerek Erdoğan’ı rahatlatıyor. Bana bakılırsa iyi AKP’li fena AKP’li modelini baştan beri başarıyla uyguladı Erdoğan. “Erdoğan kuşatıldı”, “kendi iyi, çevresi fena”, “yanlış bilgilendiriliyor” benzer biçimde ifadelere Erdoğan gülüp geçiyordur. Bu yaklaşımla AKP’ye karşı savaşım edilemez.

AKP döneminde birçok kabahat işlendiği ortaya çıktı. Etrafa saçılan yolsuzluklar, usulsüzlükler ve daha neler neler? Bigün hukuk işleyecek mi? Politika kalkanıyla korunanlar halka hesap verecek mi?

Ayağa kalkan, örgütlü bir halk hukuken ve siyaseten hesap sorar. Halk edilgense, hukuk devamlı aklar, geçiştirir. “Yürekli savcı”, örgütlü toplumun sonucudur. Evet bir gün hukuk işleyecek, şu sebeple halk inisiyatifi ele alacak.

Seçim yaklaşırken en oldukca konuşulan mevzu AKP’nin iktidarı bırakmamak için her yolu deneyeceği… Sizce de bu şekilde mi olacak? Neler öngörüyorsunuz? İktidar, iktidarını korumak için neler yapabilir?

Bu değerlendirmeler bir noktadan sonrasında gene AKP’nin işine geliyor. Evet deneyecekler, geçmişte örneklerini gördük, daha fazlasını da yapabilirler. Sadece bunun tek ilacı, halkın örgütlü gücüdür. Hiçbir sandık önlemi tek başına kafi olması imkansız. Bugün iktidarı caydıracak olan ne yargı ne gözlemcilerdir. Halkın herhangi bir usulsüzlüğü kabullenmemesi. İşte bundan korkarlar.

Altılı masa sık eleştiriliyor. Millet İttifakı bileşenlerinin içinde problemler olduğu ileri sürülüyor. Sizce Millet İttifakı aday çıkarma yada adayını izahat mevzusunda geç mi kaldı?

TKP olarak biz altılı masayı eleştirmiyoruz. O masaya oturanların dünya görüşü, programı her şeyleri ortada. Bir yakınlığımız yok. AKP ile 20 senedir savaşım ediyoruz. Ona benzeyen, aynı yolun yolcusu olan muhalefetle de savaşım halindeyiz. Kuşkusuz bir taraf iktidar. Dolayısıyla önceliğimiz AKP ile savaşım. Sadece Millet İttifakı aday belirlemekte geç mi kaldı, bu soruya bizim cevap vermemizin bir anlamı yok. Açık söyleyeyim, bu muhalefetten bir beklentimiz yok.

AKP’ye karşı iyi karşıcılık edilmediğini düşünüyor musunuz? Millet İttifakı’nın seçim hazırlığı ve programı mevzusunda fikriniz nedir?

Buna cevap verdiğimi düşünüyorum, o yüzden atlıyorum

Tarihin en mühim seçimlerinden birine doğru ilerliyoruz. Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı da münakaşa mevzusu. Cumhurbaşkanı Erdoğan kazanılmış olduğu takdirde Türkiye’de iyi mi bir döneme gireceğiz?

AKP iktidarının 20 yılı yeterince öğretici ve acı oldu. Dolayısıyla bir bilinmezlik yok. Türkiye’yi daha da karanlık hale getirmeye çalışacaklar. Bunu engellememiz gerek. Sadece Erdoğan’ın bir daha seçilmesi durumunda dünyanın sonu gelmeyecek. Yaşam ve savaşım devam edecek.

Ülkemiz ne yazık ki büyük bir beyin göçü problemi ile karşı karşıya… Bununla iyi mi savaşım edeceğiz?

Gençliği, hatta öteki yaş kuşaklarını ülkelerinden soğuttular. Bugün AKP’nin kafasındaki Türkiye’nin bir genci mutlu etmesi mümkün değil. Özür dilerim mümkün, para derdi yoksa. Bu da minik bir azınlık için geçerli. İnsanların inancına, dünya görüşüne, giysisine, eğlencesine, gülmesine karışan bir iktidar var. Bir de bunun üzerine, piyasa ekonomisinin acımasız mekanizmalarını ilave edin. Onca zorlukla eğitim süreçlerini tamamlayan gençlerimizin mutsuz köleler olmak istememesi organik. Problem şu ki, kölelik kapitalizmin olduğu her yer için geçerli. Türkiye’den gidince sadece minik bir bölüm rahatlıyor. Bunu durdurmak için bağımsız, egemen, kamucu, laik, toplumcu bir Türkiye gerekiyor. Güle oynaya, kardeşçe yaşayacağımız bir ülke!

Kabahat örgütü lideri olma iddiasıyla yargılanan Sedat Peker, iktidarı zora sokacak pek oldukca data paylaştı. Bu ifşa sürecini yakından takip ettiniz mi? Şimdilerde Peker tek bir ileti bile atamıyor. AKP, Peker’i susturmayı iyi mi başardı?

Elbet takip ettim fakat çekirdek çitleyerek ya da bu bilgilerle Türkiye’nin temize çıkacağına ilişkin bir yanılsamaya kapılarak değil. Anlatılanlar önemsiz olduğundan değil. Tersine hepsi oldukca vahim. Fakat bu ülke dosyalarla, bu tür ifşalarla kurtulmaz. Devamlı vurguluyoruz, Haziran Direnişi’nde ortaya çıkana benzer bir halk enerjisine gereksinim var. Bu enerji artık sınıfsal bir karakter de kazanmalı. Bugünkü düzenden ziyan olan emekçi sınıflar, tüm rezilliklerin kaynağında ana para egemenliğinin bulunduğunu görerek hareket etmeli. Öteki türlü “temizlik” olmaz, kendimizi kandırırız.

TKP, bugün ülkeyi yönetmeye başlasa hangi mesele ya da sorunların çözümünü önceler. Ekonomik krizden çıkmak için ilk etapta neler yapılmalı?

Oldukça rahat. Tüm temel sektörlerde büyük işletmeler derhal devletleştirilecek. Böylece ülkenin tüm zenginliklerini gasp edenlerin elindeki kaynaklar topluma ilişkin olacak. Yabancı askerler Türkiye’den çıkarılacak, ABD ve NATO üslerine el konacak, NATO’dan çıkılacak, Türkiye’nin bağımsız ve egemen bir ülke olması sağlanacak. Laiklik amasız, fakatsız uygulamaya konacak. Siyasal sistem halkın iştirakı esas olacak şekilde baştan aşağıya değişecek. Bunlar bir tüm. İddia ediyoruz. Bu hamlelerle beraber Türkiye’nin birçok problemi kısa sürede çözülür, bir kısmı de çözüm yoluna girer.

Türkiye Komünist Partisi ara sıra bilhassa toplumsal medyada açıklamaları, paylaşımlarıyla hedef alınabiliyor. Genel olarak niçin hedef alınıyorsunuz?

TKP’nin programı, ilkeleri ortada. Bu tarz şeyleri gözden çıkarmamızı isteyenler var. Savunduğumuz değerlerden uzaklaşmış bir TKP arzu edenler bulunduğunu biliyoruz. Biz doğrularımızı savundukça partimize hakaret etmeyi alışkanlığa dönüştüren bir kesim var. TKP elbet yoluna devam edecek. TÜSİAD ile barışık, Cumhuriyet ile kavgalı, emperyalist ülkelerle ilişkilenmeyi hoş gören bir anlayışın sola egemen olmasına izin vermeyeceğiz.

AKP, geçmişte olduğu benzer biçimde seçim sürecine girdiğimiz bu zamanda de HDP ile görüşmeye başladı. Politika kulislerinde iki partinin temsilcilerinin çeşitli vakit aralıklarında görüşmeler yapmış olduğu dillendiriliyor. Sadece AKP, siyasetini ortağı MHP’yle beraber ‘HDP’yi terörle ilişkilendirmek’ üstüne kuruyor. Bilhassa CHP’yi HDP ile ortak hareket etmek üstünden suçlarken kendisi pazarlık masasına oturuyor. Peki sizce AKP, Kürt seçmenin oylarını bu görüşmeler yardımıyla kendine çekebilir mi? Yeni bir çözüm sürecine yeşil ışık yakar mı? AKP’nin HDP görüşerek neler hedefliyor?

AKP’nin Kürt yurttaşlarımız içinde da ciddi bir seçmen desteği var. Fakat eğer HDP’ye bağlı, ona oy verenler kastediliyorsa, AKP’nin onları ikna etmesi oldukça zor. Öte taraftan AKP ile HDP içinde seçim öncesinde başlamış olacak bir “dış ilişkiler”nin elbet neticeleri olur.

HDP, sizce Türkiye solunu tesiri altına aldı mı? HDP’nin siyasal çizgisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de seviye dışı solun, seçmen tabanının oldukca üstünde bir ağırlığı var. Bu ülkede solu etkilemeden meşruiyet kazanılamaz. AKP, tehlikeli sonuç dönemeçlerin hepsinde solu ikna etmek için çaba harcadı. Ergenekon sürecini hatırlayalım. Hatta öncesinde AKP’nin ilk yıllarında Türkiye solunda ne yazık ki AKP’den demokratikleşme bekleyen epey bir kesim vardı. Kürt sorununu temel bir mesele olarak gündemine alan ve öteki meseleleri buraya bağlayan bir siyasal hareket olarak HDP’nin solu etkilemek istemesi ya da onu kendi çevresinde konumlandırmaya emek harcaması son aşama düzgüsel. Sadece bu tablo sola yaramıyor. Sol kendi değerlerinden uzaklaşıyor. Bağımsız ve kendi ayakları üstünde duran bir toplumcu hareketin Türkiye’de Kürt sorunundaki tıkanmanın aşılmasına da destek olacağına inanıyoruz. Yalnız HDP değil, CHP’den de bağımsız bir sol gerekiyor.

Geçen hafta HDP eski eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın helikopter ve tayyare ile babasını görmeye gittiği bilgisi medyada yer buldu. Bu, AKP iktidarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilgisi haricinde yapılması pek de mümkün görülmeyen bir gelişme ve fiil. Burada ne amaçlanmaktadır?

Bunu bir yoklama olarak düşünmek gerekiyor. AKP bu tür hamlelerde artık hem öteki tarafların (HDP de dahil) hem de kamuoyunun tepkisini ölçüyor ve sonrasında yeniden oyun kuruyor. TKP öteden beri Türkiye’de milliyetçiliğin yukarıdan belirlenimli bulunduğunu, “otorite” karar verdiğinde geriye çekildiğini söylüyor. Bugün HDP’yi şeytanlaştırıp yarın el sıkışmak Türkiye’de sağın ve devletin hayata bakışına fazlasıyla uygun. Demirtaş’ın hiçbir hukuki temel olmaksızın rehin alınması da aynı zihniyetin ürünü.

Türkiye, Sınır ötesi bir operasyon yürütüyor. Gelecek günlerde güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir miyiz? Gelecek günlerde güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir miyiz?

İstiklal Caddesi’nde bomba patladı, bir süre sonrasında Irak ve Suriye’ye hava harekatı düzenlendi, şimdi Türkiye’ye füzeler düşüyor. AKP’nin güvenlik anlayışının sonucu budur. AKP’nin kendisi bir güvenlik sorunudur. Bu partiye iç politikada karşı çıkıp dış politikada destek verenler aslen iç politikada da AKP’ye benzeyenlerdir. Türkiye kendi yurttaşlarına düşman muamelesi icra eden bir iktidarla güvenli bir ülke olması imkansız. Güvenlik halkçı bir iktidarla mümkün. İşçi sınıfının en temel hak arama çabasının bile tehdit olarak görüldüğü, tüm kurumlarda tarikatların cirit attığı, sınırların Yeni Osmanlıcı bir kafayla her tür harekete açıldığı, dış politikada yayılmacı bir zihniyetle hareket edilmiş olduğu, muhbirliğin özendirilip toplumsal yaşamın temel unsuru haline getirilmiş olduğu bir ülkede güvenlik olmaz.

Bölme’deki saldırının arka planında sizce ne var? Zamanlaması, patlamanın yeri, yakalanan ve kamuoyu ile paylaşılan teröristler, güvenlik açığı, Asil’nun ABD’yi suçlaması, Erdoğan’ın ABD’nin taziyesini kabul etmesi vs… Türkiye Komünist Partisi bu yaşananları iyi mi değerlendiriyor? “Devlet teröristlerin ayakkabı numarasına kadar her şeyi biliyor” diyen Asil, güvenlik açığına ve patlamanın iyi mi engellenemediğine dair bir izahat yapmıyor.

Türkiye hâlâ bu patlamayı kimin yaptığını tartışıyor. Adı geçen iki örgütün birbirine karşıt olması yeterince garip. “Gördünüz mü, şu değil bu örgütmüş” yaklaşımı fazlasıyla sorunlu. Bu zemin temizlenmelidir. TKP ilkeli politika diyor. Kim kiminle dost, kiminle karşıt olacağını ve bunun nedenlerini duyuru etmelidir. İktidarın kapalı kapılar ardındaki çabaları kadar muhalefetin de aynı şekilleri kullandığını görüyoruz. Bu sona ermeden Türkiye’de politika karanlıkta kalır. Ek olarak bu tür fiil ya da saldırılara ilişkin her insanın açık bir pozisyon alması, provokasyon, düzmece bayrak vs. türünden girişimlere karşı etkili olur. TKP onlarca kere kırmızı çizgilerini duyuru etti. Kırmızı çizgi duyuru etmek sekterlik değil, sadeliktir.

İçişleri Bakanı Süleyman Asil, sığınmacılar akın akın Türkiye’ye giriş yaparken, terörle ve uyuşturucuyla mücadelede büyük bir başarı sağladığını ileri sürüyor. Tablo sizce iyi mi?

Bu söylediklerinin hiçbir karşılığı yok. Sıfır.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Katar Emiri’nin daveti üstüne katılmış olduğu 2022 FIFA Dünya Kupası açılış resepsiyonda öteki bazı liderlerin yanı sıra Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ile görüştü. Erdoğan, Sisi’ye ‘Katil, darbeci ve firavun’ demişti. Sisi ile Erdoğan’ın el sıkışıp birbirlerine tebessüm ettikleri fotoğrafa muhalefetten tepki yağdı. Bu yeni bir sürecin başlangıcı mı? Fotoğrafı iyi mi okuyorsunuz?

Erdoğan’ın tutarsızlığı eleştirilebilir fakat Mısır ile Suriye ile ilişkilerin düzelmesini istemez duruma düşmek de anlam ifade etmeyen. Erdoğan aslına bakarsanız onlarca kere dış politikada pozisyon değiştirdi. Burada mühim olan ne dediğinizdir. AKP’nin dış politikası oldukca tehlikeli. Tamam. Sadece muhalefetin dış politikası ne? Rusya-Ukrayna harbinde neredeyse Moskova’ya harp duyuru etmeyi önerenler var altılı masada. Erdoğan’ı Batı ittifakından uzaklaşmakla itham edenlere de rastlıyoruz. Erdoğan Beyaz Saray’da fotoğraf verdiğinde ABD karşıtı, Putin’le el sıkıştığında NATO’cu olan bir muhalefetin tutarlı bulunduğunu kim söyleyebilir. Türkiye Mısırla ilişkilerini düzeltmeli. Bölge ülkeleriyle bir tür harp hali sona ermeli. Türkiye’nin kendisini koruması ihtiyaç duyulan dış güçler emperyalistlerdir, NATO’dur.

Yoruma kapalı.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More

Privacy & Cookies Policy